Büyük Dil Modeli Tarafından Üretilen Metin
110
( Makam-ı Nezâret-i Celîle-i Mâliye'den Bâb-ı Âlî'ye Takdîm )
( Olunan Takrîrin Sûretidir )
Cülûs-ı meymenet-me'nûs-ı hazret-i pâdişahî rûz-ı fîrûzundanberu âsâr-ı fi'liye
ve mes'ûdesi meşhûd olan ıslâhât-ı mühimmenin mütevâliyen hayz-ı husûle
gelmesi umûr-ı mâliyenin hüsn-i tanzîmi hakkında cânib-i saltanat-ı seniyeden
masrûf buyurulan kemâl-i himmet ve i'tinâya bir delîl-i celîl olduğu gibi ek ziyâde
sarf-ı efkâr olunan mesâil arasında birinci derecede bulunan mes'ele
Devlet-i Aliyye'nin dâhilî deyn-i umûmîsinin bir usûl-i muntazama ve müttehid tahtına
konulması kaziyesi olup usûl-i hâzıranın nakâisi nezd-i âlî-i sadâretpenâhîlerinde
ve vükelâ-yı fihâm nazarında gayr-ı hafî olduğundan deyn-i dâhilî tahvîlâtının
ecnâs-ı muhtelifeden müretteb olması dâimâ noksan-ı i'tibârını istilzâm
ettiği ve idâre-i emvâl-i devletin mevkûf-ı aleyhi olan hüsn-i intizâmın
ittihâz ve icrâsına mâni' olduğu bir hayli vakittenberu dermiyân olunmakta bulunmuşdur.
Şöyle ki Hazîne-i Celîle'nin el-ân üç nev' düyûn-ı umûmiye-i dâhiliyesi olup
bunların müretteb olduğu tahvîlât yekdiğerinden yalnız şerâit-i esâsiyesi
cihetiyle değil şeklen ve hey'eten dahi muhtelif olması hasebiyle halkça bir gûne
fâide ve temettü' hâsıl olmadığı halde idâre-i mâliye bîhûde yere düçâr-ı müşkilât
olmakda ve mûcib-i teessüf olacak bir takım uygunsuzluklar tekevvün etmekdedir.
Meselâ her tarafda kesretle tedâvül eden dördüncü tertîb eshâm-ı cedîdenin
cüz'-i a'zamı memâlik-i ecnebiyeye intikâl etmiş olup oralarda külliyet üzere alınıp
satılmakda olduğu halde tahvîlât-ı sâire dâhilde yerleşip kalmış ve tertîb-i
mezkûrdan olan eshâm eğerçi bâlâda beyân kılındığı vechle gereği gibi
iştihârda ise de şerâit ve şekli ve sûret-i te'diyesi tedâvülüne haylûlet
etmemiş olaydı gerek Dersaâdet'de ve gerek memâlik-i ecnebiyede kesb edeceği
derece-i i'tibâra henüz nâil olamadığı misillü tahvîlât-ı mezkûre her kangı
cinsden olursa olsun Dersaâdet'in hâricinde pahası nâ-ma'lûm
olduğundan tahvîlât-ı devlet İstanbul'da takarrür ederek dâhil-i memâlik-i şâhânede
bulunan sermâyelere mahal-i sarf ve isti'mâl olmadığından semeresiz kaldığı
ve bunun ise ticâret ve sanâyi ve emlâkin menâfiine dokunduğu derkârdır.
Bu usûlün
( Makam-ı Nezâret-i Celîle-i Mâliye'den Bâb-ı Âlî'ye Takdîm )
( Olunan Takrîrin Sûretidir )
Cülûs-ı meymenet-me'nûs-ı hazret-i pâdişahî rûz-ı fîrûzundanberu âsâr-ı fi'liye
ve mes'ûdesi meşhûd olan ıslâhât-ı mühimmenin mütevâliyen hayz-ı husûle
gelmesi umûr-ı mâliyenin hüsn-i tanzîmi hakkında cânib-i saltanat-ı seniyeden
masrûf buyurulan kemâl-i himmet ve i'tinâya bir delîl-i celîl olduğu gibi ek ziyâde
sarf-ı efkâr olunan mesâil arasında birinci derecede bulunan mes'ele
Devlet-i Aliyye'nin dâhilî deyn-i umûmîsinin bir usûl-i muntazama ve müttehid tahtına
konulması kaziyesi olup usûl-i hâzıranın nakâisi nezd-i âlî-i sadâretpenâhîlerinde
ve vükelâ-yı fihâm nazarında gayr-ı hafî olduğundan deyn-i dâhilî tahvîlâtının
ecnâs-ı muhtelifeden müretteb olması dâimâ noksan-ı i'tibârını istilzâm
ettiği ve idâre-i emvâl-i devletin mevkûf-ı aleyhi olan hüsn-i intizâmın
ittihâz ve icrâsına mâni' olduğu bir hayli vakittenberu dermiyân olunmakta bulunmuşdur.
Şöyle ki Hazîne-i Celîle'nin el-ân üç nev' düyûn-ı umûmiye-i dâhiliyesi olup
bunların müretteb olduğu tahvîlât yekdiğerinden yalnız şerâit-i esâsiyesi
cihetiyle değil şeklen ve hey'eten dahi muhtelif olması hasebiyle halkça bir gûne
fâide ve temettü' hâsıl olmadığı halde idâre-i mâliye bîhûde yere düçâr-ı müşkilât
olmakda ve mûcib-i teessüf olacak bir takım uygunsuzluklar tekevvün etmekdedir.
Meselâ her tarafda kesretle tedâvül eden dördüncü tertîb eshâm-ı cedîdenin
cüz'-i a'zamı memâlik-i ecnebiyeye intikâl etmiş olup oralarda külliyet üzere alınıp
satılmakda olduğu halde tahvîlât-ı sâire dâhilde yerleşip kalmış ve tertîb-i
mezkûrdan olan eshâm eğerçi bâlâda beyân kılındığı vechle gereği gibi
iştihârda ise de şerâit ve şekli ve sûret-i te'diyesi tedâvülüne haylûlet
etmemiş olaydı gerek Dersaâdet'de ve gerek memâlik-i ecnebiyede kesb edeceği
derece-i i'tibâra henüz nâil olamadığı misillü tahvîlât-ı mezkûre her kangı
cinsden olursa olsun Dersaâdet'in hâricinde pahası nâ-ma'lûm
olduğundan tahvîlât-ı devlet İstanbul'da takarrür ederek dâhil-i memâlik-i şâhânede
bulunan sermâyelere mahal-i sarf ve isti'mâl olmadığından semeresiz kaldığı
ve bunun ise ticâret ve sanâyi ve emlâkin menâfiine dokunduğu derkârdır.
Bu usûlün